GEMİLER ADASI ( St.NICHOLAS ADASI )
Fethiye Limanından 2 - 2,5 saatlik bir yolculukla, Çamlı Burun, Şahin Burnu, Bozburun ve İblis Burnu' nu döndükten sonra ilk önce Karacaören sonra da zeytin ve çam ağaçlarıyla kaplı küçük bir koyun karşısındaki Gemiler Adasını görürsünüz. Ana kara ile ada arasında kanala benzeyen geçit, tekneler için doğal bir sığınak konumundadır. Gemiler Adası, Bizans döneminden kalma sivil ve dinsel yapılarıyla mavi yolcuların ilgi odağı durumundadır. 1991 yılından beri, Fethiye Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü ve bir Japon Arkeoloji ekibinin ortak yürüttükleri çalışmalar, 1995 yılında adadaki kiliselerden birisinin denizler azizi St. Nicholas 'a adandığını gösterir bir yazıtın ortaya çıkartılması ile yeni bir boyut kazandı. Artık adanın erken Hristiyanlık döneminde ve haçlı seferleri sırasında bölgenin önemli bir dinsel merkezi olduğuna kimsenin kuşkusu yok.
Gemiler Adasının kuzey kıyısında 3. yy daki ve onu izleyen depremlerden sonra çöken ve bugün suların altında kalan yapıların kalıntıları, 4 kilise, Aziz Nicholas'ın kilisesindeki ilginç taban mozaikleri, iki kiliseyi birbirine bağlayan uzun bir tünel yapısı ile onlarca sivil yapı, mezarlar ve sarnıçlar adanın bir ucundan diğer ucuna uzanan patikalar izlenerek ziyaret edilebilir.

ÖLÜDENİZ
Gemiler Adasından doğuya doğru hareket ettiğinizde demirleme ve geceleme için elverişli birkaç güzel koy yolunuzun üzerine çıkıyor. Beştaş Limanı ve Soğuksu Koyu'nda demirleyerek, 1922 yılında bir mübadele anlaşmasıyla terk edilen bölgenin en önemli kültürel değerlerinden Kaya Köyü 'ne bir yürüyüş yapma fırsatını yakalıyorsunuz. Hemen yakındaki Mersinli Koyu ise yüzme molası için ideal. Yoğan Burnu'nu döndükten sonra Belcekız Körfezi'ne giriş yapıyorsunuz. Bir doğa harikası olan Ölüdeniz, karşınızdaki ilk burunun hemen arkasında uzanıyor. Deniz kirliliğine karşı bir önlem olarak, Ölüdeniz'e tekne girişi çok uzun yıllardan beri yasak...
Bir turizm cenneti olarak bilinen Ölüdeniz'in beyaz kumsalı ve turkuvaz renkli suları çam ağaçlarıyla çevrelenmiş durumda. 2 km uzunluğundaki Belcekız plajının hemen arkasında değişik standartlarda ve kapasitelerde otel ve tatil köyleri yer alıyor. Ölüdeniz ve Belcekız'a ulaştığınızda, harikulade doğal manzaranın dışında gökyüzündeki rengarenk paraşütlerden de etkilenmemek mümkün değil. Belcekız'ın ardında yükselen Babadağ 1975 mt yüksekliğinde ve UNESCO'nun dünya doğal mirası listesinde yer alıyor. Ölüdeniz ve Babadağ, dünyada yamaç paraşütünün yapıldığı en elverişli bölgelerden birisi olarak gösteriliyor. "Adrenalin" ve "gökyüzünde özgürlük" yamaç paraşütünü en iyi tanımlayacak sözcükler olsa gerek...

YEŞİLKÖY
Eğer Gemiler ya da Ölüdeniz'den Kekova yönünde bir rota izlemeyi planlıyorsanız, gün ortasında her zaman rüzgarlı ve dalgalı olan Yedi Burunlar ile Patara 'yı sabahın çok erken saatlerinde geçmeniz önerilir. Öğlen saatlerinde başlayan ters rüzgar ile bu seyiri tamamlamak durumundaysanız, yolculuğunuzun çok rahat geçmeyeceğini hesaba katmalısınız. Yedi Burunların sonuncusunu da geçtikten sonra, Türkiye'nin en uzun kumsalı, 18 km lik Patara karşınıza çıkıyor. Kıyıya yakın bölgelerdeki sığlıklar ve dalgalı denizin sorun yaratmaması için bu bölgeyi biraz açıktan geçmek gerekiyor. Kaptanınız Patara'dan sonraki ilk Koyda demiri attıktan sonra, nefis bir sabah kahvaltısı ile Yeşilköy Koyuna merhaba demek ve onun kristal berraklığındaki sularında yüzmek, size Yedi Burunların ve Patara'nın bütün yorgunluğunu unutturacak.Yeşilköy, Kalkan’a sadece birkaç mil uzaklıkta.

KALKAN
Kalamaki adıyla bilinen küçük Kalkan kasabası 1922 yılına kadar çoğunlukla Rumların yaşadığı bir yerleşim olarak hafızalarda... Korunaklı limanı, şirin pansiyonları, otelleri, restoranları ve alış veriş olanaklarıyla günümüzde popüler bir turizm merkezi durumunda. Kalkan'dan Likya'nın ünlü kentleri Patara, Xanthos, Letoon ve Tlos ile bir doğa harikası olan Saklıkent Kanyonu'na günübirlik gezi yapmak mümkün.
Kırmızı begonvil çiçekleriyle donanmış eski Rum evleri restore edilerek korunmuş ve kullanılır durumda karşılıyor ziyaretçilerini. Limandaki eski cami ise bir Roma tapınağının üzerine Bizans döneminde yapılan bir kiliseden dönüştürülmüş ve 14.yy da yeniden biçimlenmiş. Bu haliyle yaşamın kesintisiz sürekliliğinin ve kültürel çok renkliliğin açık bir kanıtı.

KAŞ – ANTIPHELLOS
Kaş, Kalkan'dan 15 mil uzaklıkta geceleyebileceğiz başka bir korunaklı liman. Doğal ve tarihsel güzellikleri ile hem mavi yolcuların hem de Likya'yı karadan keşfe çıkanların gözde uğrak yerlerinden biri. Kaş'ın Likya dönemindeki ismi Antiphellos. İlçeyi çevreleyen tepelerde kayalara oyulmuş likya mezarlar İ.Ö. 4. yy dan günümüze ulaşmış. Dorik cepheli ve üzerinde dans eden bir kadın figürünün bulunana mezarın olduğu tepe ile kıyı arasındaki alanın eski Akropol olduğu düşünülüyor. İlçe merkezinden Çukurbağ Yarımadasına yürüdüğünüzde ise, Antiphellos'un antik tiyatrosuna ulaşıyorsunuz. Tiyatronun Cavea'sında 26 sıra oturağın bulunduğu tiyatronun görülür kapasitesi 4.000 kişi dolayında ve cephesi, Kaş'tan 5 mil uzaklıktaki Yunanistan'a ait Meis (Kastellorizon) adasına yönlenmiş.
Kaş'ın Uzunçarşı Caddesindeki lahit mezar, belki de Likya'daki binlerce lahit mezar içinde en fazla artistik güzelliğe sahip olanı. Limanda demirlemiş teknenizden yalnızca 5 dakikalık bir yürüyüşle, bugün Kaş'ın sembolü olan bu etkileyici ve oldukça iyi korunmuş mezara ulaşabilirsiniz. Lahitin Hyposorium bölümünde, burada gömülü bulunan kişinin önemi, özellikleri ve bu lahitin nasıl korunması gerektiğini anlatan bir yazıt bulunuyor.

KEKOVA
Tarih ve doğanın kucaklaştığı inanılmaz görüntülerle dolu Kekova, Akdeniz'de mavi yolcuların en sevdiği demirleme yerlerinin başında geliyor. Kaş'tan hareket ettikten sonra Meis Adasının karşısındaki Uluburuın'u geçip, önce Aperlae'nin bulunduğu Sıçak Yarımadasına daha sonra Kekova'ya ulaşıyorsunuz. Kekova, adını antik harabelerle kaplı bir adadan alıyor. Kekova Körfezi diye adlandırılan, ada ile ana kara arasında bir göle benzeyen durgunluktaki limana ise Ölü Deniz adı verilmiş.
Antik bir tersane kalıntısının bulunduğu Tersane Koyu, Kekova Adasının güney batısında bulunuyor. Güneydoğusunda ise bir başka güzel koy, Karaloz yer alıyor. Kıyıyı takip ettiğinizde ise batık kent Simena'nın suyun altındaki büyüleyici görüntüsü ile karşılaşıyorsunuz. Kekova'da antik dönemlerden başlayarak şiddetli depremlerin sonunda sulara gömülen muhteşem bir tarih hazinesi yatıyor...
Kekova bölgesindeki en korunaklı demirleme ve geceleme yeri Üçağız Köyünün bulunduğu koy. Likya döneminde Theimussa olarak adlandırılan Üçağız, aynı zamanda bölgenin karayolu ile en kolay ulaşılabilen noktası. Theimussa'nın necropolünde ilginç bir görüntü veren onlarca lahit mezardan da anlaşılacağı gibi, kentin tarihi İ.Ö. 4.yy dan önceye gidiyor.

Antik Simena'nın ana kara üzerinde kalan parçası bugünkü Kale Köyünü gezerken görülebilir. Geçmişteki büyüleyici güzelliğini bu gün de koruyan akropol ve kale, antik dönemlerin görkemli kalıntılarıyla dolu. Tepedeki kalenin, Likya dönemine ait eski kale kalıntısının üzerine, haçlılar döneminde yeniden inşa edilen bir yapı olduğu biliniyor. Kalenin içinde küçük bir tiyatroya benzeyen odeon da görülmeye değer. Kekova bölgesindeki en ilginç lahit, Kale köyünün hemen önünde ve suyun içinde duruyor. Üçağız'daki gibi, burada da zeytin ve keçiboynuzu ağaçlarıyla kaplanmış olan necropol, likya'nın kendine özgü mezar örnekleriyle dolu...
Kekova, tarihsel geçmişi ve sahip olduğu mirası, bozulmamış doğal güzellikleri ve muhteşem turkuvaz renkli denizi ile mavi yolcuların en çok sevdikleri bölgelerden birisi. Bu güzelliğin içinde sularına gömülmüş tarihsel ve arkeolojik zenginliği korumak için, bölgede maske ve şnorkel ile yüzmenin ve tüplü dalış yapmanın yasak oluşunu anlayışla karşılayacağınızı biliyoruz.

DEMRE – MYRA
Likya'nın Myra kentinin harabeleri kıyıdan yaklaşık 5 km uzaklıktaki Antalya'ya bağlı Kale (Demre) ilçesinin sınırları içinde kalıyor. Kente ulaştığınızda ilk gözünüze çarpan, akropolün üzerindeki üzüm salkımını andıran kaya mezarları oluyor. Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma kent duvarlarının çevrelediği akropolün yamacındaki mezarların çoğu "güvercin yuvası" türünden basit oyuklar. Çoğu fiziksel etmenlerle tahrip olmuş ev tipi ve tapınak tipi mezarların bir kısmının kitabeleri hala okunabilir durumda. Nekropolün yanındaki tiyatro, Likya'nın diğer kentlerindeki bezerlerinden çok daha iyi durumda korunabilmiş. Tiyatronun cavea'sı greko-romen tarzda inşa edilmiş. Giriş ve çıkışlar için yapılan tonozlu geçişler de depremlerden fazlaca etkilenmemiş durumda görülüyor. Myra, geçmişte Likya Federe Birliğinin en büyük 6 kentinden birisi olarak ortak parlamentoya 3 üye göndermiş. Özellikle erken Hıristiyanlık döneminde Anadolu'da dinsel önem taşıyan merkezlerden birisi olarak da biliniyor.
Dünya çocuklarının sevgilisi, hümanizmin sembolü, denizcilerin azizi St. Nicholas (Noel Baba) Patara'da doğmuş ve tarihsel kaynaklara göre, yaşamını Myra'da geçirmiş. 4. yy da Myra'da dinsel liderliğini sürdürdüğü kilisede gömülmüş. Kendi adını taşıyan kilisesi 529 yılındaki depremde yıkılınca, bazilika planlı daha büyük bir yapı eski kilisenin üzerine yapılmış. Arapların 1034 yılında gerçekleştirdikleri akınlarda bir daha tahrip olan kilise, İmparator 9. Constantine' in yardımları ile 1043 yılında onarılıp restore edilmiş. 12 yy da ise yapıya yeni bölümler ilave edilerek bir kere daha genişletilmiş. Atatürk'ün cumhuriyeti kurduktan sonra Anadolu'nun kültürel mirasına sahip çıkmasıyla, kilise yeniden onarım görerek restore edilip bu günkü haline getirilmiş.
Noel Baba Kilisesi bir kez de 11. yy da İtalyan korsanlar tarafından yağmalanmış. Bu yağma sırasında kırılarak açılan Noel Baba'nın lahitinin içinden bu azize ait olan kemikler alınarak İtalya'nın Bari kentine götürülmüş. Anadolu - Bizans mimarlığının güzel örneklerinden birisi olan kilise ve içindeki lahit, Türkiye'ye kültürel amaçlarla gelen ziyaretçilerin ilgi odağı olmayı sürdürüyor.

OLYMPOS
Antik Likya'nın en önemli liman kentlerinden olan Olympos, tarih boyunca mitolojiyeye konu olmuştur. Konumunun elverişliliği nedeniyle korsanların barınağı olan Olympos, bugün sahip olduğu tarihsel değerleri, 3200 m'lik mutteşem sahili, endemik bitkileri, Caretta caretta'ları Khimaira'sı, tüm sportif etkinliklere olanak veren muhteşem doğası ve pansiyon olarak kullanılan meşhur ağaç evleri ile tüm dünyaca bilinmektedir.

PHASELİS
Phaselis kenti Kemer’in 16 km batısındadır. Üç limanıyla antik dönemde önemli bir liman kenti olarak işlev yapan Phaselis ince kumları ve durgun suları ile eşsiz bir güzelliğe sahiptir. Kentte ilk çağlardan Roma dönemine kadar uzanan periyodu yansıtan su kemerleri, agora, hamam, tiyatro, nekropol, akropol örneği ve bir de müze bulunmaktadır.

KEMER
Kemer, yeşille mavinin buluştuğu nitelikli , konaklama, yeme-içme ve plaj tesisleriyle, yat limanlarıyla tarihi kentleriyle önemli bir turizm merkezidir.